Web Tasarım Ankara

‘İMAJ BOZMA’ OPERASYONU

Kürşad Atalar

mkatalar@hotmail.com

13.05.2016 

            “Türkiye’de Ne Oluyor?” başlıklı yazımda, son birkaç yıldır ülkede yaşanan gelişmeleri yorumlamaya çalışmış ve olan-bitenin, kısaca, bir ‘imaj bozma’ operasyonu olduğunu ifade etmeye çalışmıştım. Bazı okurlardan gelen tepkilere baktığımda, kastımın yeterince anlaşılmadığını görüyorum. Tabii kusur okuyucuda değil; zira o yazıda, akış gereği, operasyonun nasıl yapıldığına veya arkasında ne gibi gayeler olduğuna dair fazla izahatta bulunamamıştım. Ama öyle anlaşılıyor ki, doğan ihtiyaca binaen, artık kastımı daha vazıh bir şekilde ifade etmem gerekiyor.

            Öncelikle ifade edeyim ki, ‘imaj bozma operasyonu’ ile kastım, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘kamuoyu nezdindeki’ imajının bozulması için ülke içi ve ülke dışında yürütülmekte olan operasyondur. Yani imajının bozulması için uğraş verilen kişi, Erdoğan’dır. Ve burada verilen uğraşın adı da, ‘operasyon’dur. Başka bir ifade ile, bir takım çevreler, bir süredir, belirli bir ‘amaç’ doğrultusunda ve bir ‘plan’ çerçevesinde Erdoğan’ın ‘imajının bozulması’ (ve tabii ki iktidardan uzaklaştırılması) için çalışmaktadırlar.

            Dolayısıyla, ‘operasyon’u doğru anlayabilmek için, öncelikle ‘amacı’, ardından da ‘plan’ı çözümlememiz gerekiyor.

            Amacı anlamak için ilk sorulması gereken soru şudur: Yaklaşık olarak 10 yıl küresel ve yerel güçlerle ‘işbirliği’ içinde çalışan Erdoğan, ne olmuştur da, son 3-4 yıldır yine aynı çevreler tarafından iktidardan uzaklaştırılmak istenmektedir? Bu sorunun cevabını bir önceki yazımda vermiştim ama burada da tekrar edeyim: kanımca, gerekçe, ‘sınırın aşılması’dır.

            ‘Sınır ihlali’, bilerek veya bilmeyerek, isteyerek veya istemeyerek olabilir. Ama önemli olan bu değil, bir zamanlar ‘verilmiş olan sözler’in hilafına hareket etmektir. Eğer bunu yaparsanız, küresel güç(ler) size sınırlarınızı hatırlatır!

            Buna dair en net kanıtlardan birini, Erdoğan’ın son Amerika ziyaretinde Obama’nın basın önünde yapmış olduğu ‘sert’ açıklamada görüyoruz. Obama bu toplantıda: “Türkiye’de benim rahatsız olduğum bazı eğilimlerin olduğu sır değil” demiş ve ardından da Erdoğan’ı kast ederek şunları eklemişti: “ona göreve demokrasi vaadiyle geldiğini hatırlattım.” Yani, Obama, bütün dünyanın gözü önünde Erdoğan’ı ‘sözünü tutmamakla’ itham etmişti!

Erdoğan ne sözü vermişti? Bunu, artık hepimiz biliyoruz: “Batı ile uyum içinde çalışma” sözü vermişti. Peki, bu sözünü tuttu mu? Görüyoruz ki, bugünlerde onu ‘otoriter’ lider olarak niteleyenler bunun aksini düşünüyor.

Bu çevrelere göre, Erdoğan şu ‘suç’u işledi: nüfuz ve güç alanını o kadar genişletti ki, ülkede ‘demokrasi oyunu’nu oynamak için gerekli olan diğer aktörleri, ‘yok olma’ tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Bu, baştan onun planlamadığı bir şey de olabilir, fakat netice böyle oldu! Özellikle de Kemalist, demokratik ve sol unsurlar, ciddi biçimde siyaset arenasından dışlandıkları hissine kapıldılar. Tabiatıyla bu duruma müdahale etmek gerekiyordu. Nitekim öyle de oldu ve ülke Hakan Fidan olayından sonra, giderek tırmanan bir ‘gerginlik atmosferi’nin içerisine girdi!

Şimdi işin ‘plan’ kısmına bakalım.

Son 3-4 yıllık süreci dikkatli bir gözle takip ettiğimizde, adım adım yapılan şeyin, Erdoğan’ın ilk 8-10 yılda kamuoyu nezdinde edindiği ‘itibar’ını bozmaya çalışmak olduğunu görürüz. Burada öncelikle, bir ‘kuşatma’ politikası izlenmiştir ve işe, yurt dışı kamuoyundan başlanmıştır. Dış basını takip edenler çok iyi bilirler ki, son birkaç yıldır, dış basında Erdoğan aleyhine yapılmış haber ve yorumun yer almadığı tek bir gün bile yoktur! Paralel Yapı olarak nitelendirilen cemaat unsurlarının bu noktada ne denli aktif olduğu da herkesçe bilinmektedir. Burada, amaç, Erdoğan’ı yalnızlaştırmak, onu Türkiye sınırları içerisine ‘hapsetmek’ ve böylece ‘hırçınlaştırarak’ bir takım yanlışlar yapmaya zorlamaktır! Süreci izlediğimizde, bu amaca ulaşmak bakımından önemli mesafeler alındığını görüyoruz.

Benzer bir süreç de yurt içinde yürümektedir. Hakan Fidan olayı’ndan sonra, ülkedeki (‘etkili’ ve ‘örgütlü’) çağdaş unsurların neredeyse tamamı, bu desteklerini geri çekmişlerdir. Kanımca, bu da, ‘bilinçli’ bir politikanın gereği olarak yapılmaktadır. Gezi Olayları’ndan sonra, Açık Toplum kurumlarının direktörü Aryeh Neier’in, yıllarca bu kurumları temsilen AKP politikalarına destek vermiş olan TESEV başkanı Can Paker’e söylemiş olduğu sözlerde, bunun ipuçlarını bulmak mümkündür. Neier, Paker’e, açıkça: “biz AKP’ye muhalefet etmek istiyoruz; sen ise bu partiye çok yakın biri olarak gözüküyorsun; o yüzden, seninle yollarımızı ayırmak istiyoruz” demektedir ki, bu, yeni süreçte izlenecek politikanın ‘Erdoğan-karşıtı’ bir eksende şekilleneceğinin kanıtı olarak alınabilir.

Planda göze çarpan bir diğer unsurun da, Erdoğan’ın ‘hırçınlaştırılması’ olduğunu görüyoruz. Zannımca, burada, şöyle bir şey hesaplanıyor: tehdit altında olduğunu ve bir ‘komplo’ya maruz kaldığını düşünen her insan gibi, Erdoğan da, tedbir almaya çalışacak ve dizginleri sıkacaktır! Bu ise, tam da, istenen şeydir: Çünkü böyle yaptıkça, ‘otoriter’ veya ‘diktatör’ lider imajı güçlenecektir. Nitekim özellikle dış basında Erdoğan’ın imajı, tam da böyledir. Son bir yılda çıkan yazıların büyük çoğunluğunda, Erdoğan, basına veya toplumun çeşitli kesimlerine (hatta son dönemde kendi partisi içerisinde muhalif olduğunu düşündüğü kişilere) karşı uyguladığı politikalar gerekçe gösterilerek, ya ‘otoriter’ bir lider, ya ‘despot’ ya da ‘diktatör’ olarak resmedilmektedir!

Peki, Erdoğan, planın bu olduğunu bilmiyor mu? Kanaatim o ki, biliyor fakat geri dönmek için bir yol da bulamıyor! Daha doğrusu, onun yeniden ‘ılımlı’ bir siyaset izlemesine izin verilmiyor. Zira amaç, ‘imajının bozulması’ suretiyle gücünün elinden alınmasıdır. Bunun için ise, onun giderek daha çok ‘baskıcı’ bir politika izlemesi gerekir!

Erdoğan’ın ‘tedbir’ olarak yaptıklarına baktığımızda, bunların, ilginç bir şekilde, ‘imaj bozma operasyonu’nun başarıya ulaşmasına hizmet edecek uygulamalar olduğunu görüyoruz. Örneğin, medyada son dönemde kendisine açık destek veren kesimlerin neredeyse tamamı ya ‘yetersiz’ (incompetent) simalardan veya ‘imajı bozuk’ yüzlerden oluşuyor. Bu türden kişilerin Erdoğan’a vermiş olduğu destek, Erdoğan’ın hanesine yazılmıyor, bilakis ona güç kaybettiriyor. Fakat ya ‘çaresizlik’ten ya da gelişmelerin seyrini görememekten dolayı, Erdoğan’ın bu tiplerden destek alma çabası ısrarla devam ediyor.

 Daha büyük ‘yanlışlar’ da yapılıyor. Örneğin Paralel Yapı’nın ‘inlerine girmek’ için yapılanlar, büyük ölçüde, ‘imaj bozma operasyonu’nun hız kazanmasına yol açıyor. Özellikle de Zaman gazetesinin kayyuma devredilmesinden sonra artan yurt dışı baskılar bunu gösteriyor. Başbakan Davutoğlu’nun ‘görevden alınması’ ise, AKP tabanına bile izahta zorlanılan bir ‘hatalı’ icraata işaret ediyor ki, Etyen Mahcupyan gibi, ‘ortada’ durmaya çalışan yorumcular bile, artık işin ‘tadının kaçtığını’ (veya bir zamanlar Erbakan’ın dediği gibi, ‘kadayıfın altının kızarmaya başladığını’) söyleyebiliyorlar! 

Burada şu soruyu soralım: bu tablo bize ne söylüyor? ‘Güvenlik’ kaygıları nedeniyle, giderek daha çok tedbir alma ihtiyacı duyan Erdoğan’ın er veya geç iktidarından olacağını mı?

Elbette ki tek ihtimal bu değil. Yani Erdoğan’ın direnerek kazanması da mümkün! Yalnız burada ‘güçler dengesi’ni hesaba katmak gerekiyor.

Gerçekçi olmak gerekirse, ‘imajı bozulmuş’ bir liderin, küresel güçlerin dahlinin bulunduğu böylesine büyük çaplı bir operasyonun karşısında durması zordur (yakın geçmişte, Güney Afrika Apartheid rejimi, Saddam ve Noriega örnekleri hatırlanabilir). Burada tek ihtimalden bahsedilebilir ki, o da, halkın o lidere destek vermesi ve bu desteğin de “pazara kadar değil, mezara kadar” sürmesidir!

Türkiye’de böyle bir halk var mı? Yani bugün AKP’ye oy verenler, şartlar zorlaştığında, sonuna kadar Erdoğan’ı desteklerler mi?

Bu, biraz zor görünüyor. Çünkü kamuoyu yoklamaları (ve hatta son 1 Kasım seçimleri), AKP’ye verilen desteğin ardında, büyük ölçüde, ‘ekonomik’ nedenlerin yattığını gösteriyor. Bu ise, halkın desteğinin “pazara kadar” süreceğini gösteriyor.

Toparlayacak olursak, süreç, küresel güçlerin razı olacağı sınırları aşmış bir iktidarın itibarsızlaştırılması planı doğrultusunda işliyor. Görünen o ki, yeni bir ‘ayar’ yapılana kadar işlemeye de devam edecek!

Yorumlar


Yada
Tarih: 13.5.2016 Yazar: Kadir tunc
Kategori: Kürşad Atalar