Web Tasarım Ankara

"KANDİL DİNİ", BİR 'DİNE KARŞI DİN' UYGULAMASIDIR

 

Adem Çaylak

ademcaylak@gmail.com

23 Nisan 2017

 

Ali Şeriati, “Din’e karşı din” isimli eserinde, dinsiz toplumlar olmadığını, Habil ve Kabil’den bu yana mücadelenin ateizmle din arasında gerçekleşmediğini, esas mücadelenin “putkırıcılık”la simgelenen “tevhid dini” (ŞİRK ve SÖMÜRÜ'yü ortadan kaldırmak ve ALLAH ile İnsan arasındaki içsel ve dışsal tüm aracıların yok edilmesi dini) ile “isyanı bastırmak isteyen din” arasında meydana geldiğini ifade etmektedir.

 

Bir başka bir ifadeyle, Ali Şeriati'nin kavramsallaştırdığı "dine karşı din" terkibi, insanlığın başlangıcından bu yana, esas mücadelenin dinsizlik anlamında küfür ile din (iman) arasında olmadığını, her zaman "din"in, "DİN"e karşı savaşım verdiği ifade etmek içindir.

 

Bu hakikat temelinde, tarihi süreç göstermiştir ki, sınıf çelişkilerini gizleyen, güç ilişkilerine yaslanan ve en korkuncu da o kadar dini ve muhafazakar görüntüyle kitlelere şirin gözükerek sosyal, kültürel ve iktisadi alanda büyük rant elde eden bir "din" anlayışı, kılıktan kılığa girerek daima “isyan ruhu ve ahlakı” ile beslenen hakiki dini ortadan kaldırmak için tuzak üstüne tuzak hazırlamıştır.

 

"Tevhid Dini"ni açığa çıkarmayı hedefleyen "isyan dini"nin ve bunu pratiğe aktaracak peygamberlerin esas geliş amacı, kurulu düzeni tahkim eden ŞİRK VE SÖMÜRÜ'yü ortadan kaldırmaktadır. Sahih bilgi, ahlak, adalet ve hakkaniyetli paylaşıma dayalı Tevhid dini, her daim kurulu düzeni ve bu düzeni devam ettirmek isteyen statükocuların korkulu rüyasıdır.


Bu yüzden, kurulu düzenden beslenen ruhani ya da dünyevi güç odakları (MELE ve MÜTREF) gücü ve iktidarı elde etmek ve sürdürmek ve iktisadi çıkarlarını teminat altına almak adına, toplumda makes bulan inanma ihtiyacına karşı gelemedikleri için, tevhid ve isyan dininden farklı din görünümlü anlayış ve uygulama ile kitleleri, tabir caizse başka bir din anlayışına dayanan ALLAH ile aldatarak iktidarlarına yönelik karşı çıkışlarını engellemek istemişlerdir.

 

KANDİLLER, kurulu düzenin din anlayışının devam ettirilmesi, kitlelerin ağızlarına bir parmak bal çalarak kitleleri afyonlaştırmanın, dolayısıyla şirk ve sömürünün devam ettirilmesini temin eden aparatların en büyüğüdür. KANDİLLER adı altında yüzyıllardır uygulanan ancak TEVHİD DİNİ teorik ve peygamberler pratiğinde olmayan bir DİNE KARŞI DİN anlayışının uzantısından başka bir şey değildir. Kandiller ile kitleler uyutulmakta, ŞİRK ve SÖMÜRÜ mekanizmalarına karşı duruşlarının önüne geçilmektedir.

 

Aslına bakılırsa KANDİLLER, Gramsci'nin kapitalist toplumu analiz için kullandığı HEGEMONYA kavramını DİNE uyguladığımızda, GÖNÜLLÜLÜK üzerinden bir DİN yaratmak için kullanılan RIZA aparatlarından başka bir şey değildir. KANDİLLER, Rıza üzerinden yaratılan bir din anlayışının devam ettirilmesini sağlayan icat edilmiş geleneklerdir.

 

Türkiye’de Mevlid, Regaib, Mirac, Berat ve Kadir geceleri adı altında “kutlanan” ve “kutsanan” kandiller, Kur’an’ın özü, Peygamberin uygulamasına karşıt bir biçimde tarihsel süreç içinde ortaya çıkartılan “icat edilmiş geleneklerdir”.

 

Peygamberin doğumunu kutlamak anlamına gelen Mevlid, ilk defa miladı 10. yy’da Mısır’da hüküm süren Şii Fatimi devletinde ve Peygamberin ana rahmine düştüğü gün adı altında kutsanan Regaib, miladi 11. yy’da Kudüs ve Bağdat’ta bir kandil olarak kutlanmış olsa da, kandillerin kutlanmasına ilişkin esas kurumsallaşma II. Selim zamanı (1566-1574) Osmanlı döneminde “icat edilen bir geleneğe” dayanmaktadır.

 

II. Selim zamanından başlayarak belirli gün ve geceler, minarelerde kandiller yakılarak duyurulup kutlandığı için “kandil geceleri” diye anılmaya başlanmıştır. Kadir suresinde Kur’an’ın indiği ve sembolik bir anlatımla bin aydan daha hayırlı olduğu ifade edilen Kadir gecesinin bile sabit olmayıp gizlenmesi, İslam’da belirli gün ya da gecelere dair aşırı kutsallaştırma, fetişleştirme ve bağlamından koparmanın yanlışlığına işaret etmektedir.

 

Her biri belirli gün ve zaman dilimine hasredilen/hapsedilen Mevlid, Regaib, Mirac ve Berat gibi tarihsel ve geleneksel İslam’ın tabir caizse “yortu günleri” haline getirilen kandiller, daha çok Pavlus’çu Hıristiyanlığa benzer bir biçimde aşırı ritüellere boğularak bağlam ve özgünlüğünden kopartılan bir “kandil dini” tesis etmiştir. “Kandil dini”, belirli gün ve gecelerde gerçekleştirilecek ibadetlerle, kişinin kurtuluşa (ber’at) ereceğini savlayarak, zamanla Kilise babaları tarafından adeta bir günah çıkarma dini haline dönüştürülen Hıristiyanlık türü bir Müslümanlık yaratmayı başarmıştır.

 

KANDİLLER, İsacı sahih DİN anlayışını orijinalliğinden ve bağlamından koparan Pavlusçu Hristiyanlıkta yüzyıllardır kutlanan PASKALYA VE YORTU günlerinin İSLAMLAŞTIRILMIŞ versiyonundan başka bir şeye "hizmet" etmemektedir. Gülen hareketinin KUTLU DOĞUM adı altında, Peygamberimizin doğumunu Pavlusçu Hristiyanlıktaki İsa figürü gibi kutlamak istemesinin ardında zihniyet dünyası, Gülen hareketinin neden dine karşı bir din hareketi olduğunun en büyük göstergesidir. Başka bir göstegeye de gerek yoktur.

 

Allah ve Kur’an merkezli İslam anlayışında Peygamberi merkezileştirerek ve yüceleştirerek “yortu”ları olmayan İslam’ı Protestanlaştırmaya "hizmet" eden KANDİLLER VE KUTLU DOĞUMLAR, Tevhid Dininin etkisizleştirilip şirk ve sömürü düzeninin devam ettirilmesi için bulunmaz aparatlardır.

 

Aynı şekilde Protestan İslam yaratmaya matuf bu türden kutlamalar, “çam” yerine “gül”ü koyan, şatafatlı gösterilerle, ilgili hafta(lar)da insanların birbirine hediyeler almasını, mesaj çekmesini özendirerek neo-liberal ve kapitalist sisteme hepten yem olmayı beraberinde getiren, aslında israfa karşı tasarrufu emreden bir din olan İslam’la zıt uygulamalardır.

 

2012’de “Kutlu Doğum” haftası için önerilen logo içinde kullanılan “zambak ve süsen” (fleur-de-lis) çiçeğinin, Hıristiyanlık’ta sık kullanılan motifler olması da, “kutlamalar”ın, subliminal mesajlara açık olması açısından manidar ve “kutlamaları” bağlamından çıkarmaya matuftur. “Kutlu Doğum” haftaları ile “seküler ilahiyat” gösterilerine dönüşme tehlikesini içinde barındıran bu türden etkinlikler, manevi içerikli tüketim çılgınlığını kamçılama tehlikesi de içermektedir.

 

Kitle açısından dinin anlaşılması adına ritüellerin önemli bir yeri varsa da, düşünmeyi, akletmeyi ve sorgulamayı ikincilleyen ritüelci bir din ihdası, kitleleri kontrol altında tutmanın en iyi çözümlerinden birisi olagelmiştir.

 

İslam’da Müslüman kitlenin psikolojini kontrol altında tutmak ve maalesef iktidarların istedikleri yönde bir Müslüman sosyolojisi yaratmak adına daha çok “zayıf” ya da “uydurulmuş” toplumsal ve “siyasi” hadislerle, Peygamberin belirli gün ve gecelere özel bir önem verdiği ve ibadetle geçirdiği şeklindeki mülahazalardan mülhem bir şekilde meşrulaştırılmaya çalışılan kandiller, “manevi sömürü” aparatları olarak işlev gördüğü kadar, dini “ticarileştirmeye” hizmet eden aşırı ritüelci bir din ihdasına yol açmıştır.

 

“Kandil dini”, “dinin kültürü” yerine, “kültürün dini”ni ihdas ederek, kurulu toplumsal ve siyasi düzenlerin dindar kitle üzerindeki sömürü mekanizmalarını görünmez kılmakla kalmayıp, kitlenin hakikat arayışının önündeki en büyük engellerden birisi haline gelmiştir.

 

Siyasi bir cemaat olan devlet ile cemaat ve tarikatların neredeyse hepsinde özel kutlama ve kutsama günlerine dönüştürülen kandiller, “devlet ve cemaat dini”nin kitleselleştirilmesine hizmet etmektedir. Kandiller, bir bakıma, haksızlık karşısında direniş gösteremeyen kitlenin “afyonu” haline getirilmiştir.

 

İslam’da Allah’a olan inanç ve ibadetin gösteri ve riyadan uzak bir biçimde ihlas ve samimiyetle tecelli etmesine karşıt bir biçimde, “simit”, “mesaj”, “tören” ve Kur’an’ın özü ve akıl dışı sözlere büründürülmüş toplu “münacaat”, “menkıbe” ve “dua”larla “kutsanan” kandiller, “göstergesel”, “muhafazakar” ve “ufunetli/ağlamaklı” bir örüntü ile Müslümanlığın devinimci ve dinamik ruhunu dinamitleyen aparatlar haline gelmiştir.

 

Aynı zamanda “kandil dini”, farkına varmaksızın, kutlamaya ilişkin telefon konuşması ve atılan mesajlarla küresel kapitalizm ve onun acentalarına “hizmet” etmektedir. Böylesi bir “hizmet”in en büyük destekçileri de ne yazık ki, Müslümanlar olmaktadır. Müslüman beden ve kanla kendini yenileyen, tazeleyen ve tahkim eden kapitalizm için “kandil dini” türünden önemli dini, milli, geleneksel ve tarihi günler bulunmaz fırsattır.

 

Dinin “resmileştirilmesine”, “ritüelleştirilmesine”, “ticarileştirilmesine” ve en önemlisi de psikolojik, toplumsal ve siyasi sömürü düzeninin “meşrulaştırılmasına” hizmet edegelen kandilleri ve “kandil dini”ni buradan reddediyorum. O kadar büyük ufunet, kendinden geçme ve ağlamaklı bir biçimde ihya edilen “kandil dini” günlerine rağmen kibrin, yalanın, rüşvetin, sömürünün, yeğenciliğin (nepotizm), emanete ihanetin, ahlaksızlığın, adaletsizliğin modern şirk ve sömürünün en çok görüldüğü “dindar” Türkiye’de, ahlakın, adaletin, sorgulamanın, hür düşünmenin, akletmenin ve hakkaniyetli paylaşımın ete kemiğe bürünebilmesinin yollarından birisi de, “kandil” adı altında “kurumsallaştırılmış” din anlayışına toplum, cemaat ve devlet olarak karşı çıkmaktan geçmektedir.

 

Yorumlar


Hiç Yorum Yapılmamış. İlk yorumu siz yapın...

Kategori: Adem Çaylak