Web Tasarım Ankara

27 MAYIS DARBESİ’NDEN SONRA PARTİLER NASIL KUR(DUR)ULMUŞTU?

 

Âdem Çaylak

ademcaylak@gmail.com

 

27 Mayıs 1960 Darbesi ile fiili hayatı sona eren ve sonraları hakkında açılan bir dava ile hukuki bakımdan da kapatılan Demokrat Parti’nin (DP) ortadan kalkmasıyla siyasi partiler yelpazesinde büyük bir boşluk oluşmuştu. İçişleri bakanının 12 Ocak 1961 tarihinde yayımladığı tebliğle, kısmen de olsa siyasi partilere yasak kalkmış ve 13 Şubat’a kadar 13 yeni parti kurulmuştur. Gerçi bu dönemde yoğun kurulan partiler, toplumun dinamiklerine paralel olarak sosyal ve iktisadi çatışmaların bir ürünü olmaktan uzaktır. Bunun için toplumun sosyal ve iktisadi temelden ziyade daha çok siyasal anlamda, “sağ” ve “sol” eksenli bir tür bölünme ekseninde mücadeleye atıldıkları 1965 sonrasını beklemek gereklidir. Ancak bu durumun tek istisnası, “işlevsel eksenli[1] yani, “işçi-işveren” gibi toplumsal tabakalar arası sosyal bölünmeyi doğurabilecek bir nitelikte kurulan Türkiye İşçi Partisi’dir (TİP) (13 Şubat 1961).[2]

 

Diğer partilerin bir kısmı, DP’den arta kalan boşluğu doldurmak üzere kur(dur)ulmuştur. Bir kısmı da “tabela partileri” olarak siyasal alanda hiçbir etki yaratmamıştır. Ancak bunlar içinde öne çıkan ya da çıkartılan iki parti olmuştur. Bunlar, 11 Şubat 1961’de eski Genel Kurmay Başkanı Ragıp Gümüşpala başkanlığında kurulan Adalet Partisi (AP) ile 13 Şubat 1961’de eski Hürriyet Partili ve Kurucu Meclis’ten (KM) önce kurulan Milli Birlik Komitesi (MBK) kabinesinde maliye bakanı olan Ekrem Alican’ın Yeni Türkiye Partisi’dir (YTP).

 

Bu partiler, bizzat Devlet Başkanı Cemal Gürsel’in onayı alınıp “teşvik” edilerek kurulmuştur. İşte bu iki parti, DP oylarının (dönemin siyasal egemenlerinin kontrolünde, yeni kurulan siyasal sistemin meşruluğuna gölge düşürmeyecek bir biçimde) akacağı siyasal bir kanal olarak düşünülmüştür. Başka bir deyişle, Osman Bölükbaşı’nın Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ya hesaba katılmamış ya da DP oylarının bu partiye kanalize olacağı endişesiyle hareket edilerek, siyasal sistemde Cumhuriyet Halk Partisi’nin (CHP) yanına bir denge unsuru sağlamak amacıyla AP ve YTP kur[dur]ulmuştur. Özellikle YTP’nin, Gürsel’in teşviki ile kurulduğu belirtilmiştir. Gürsel, darbe hükümetinde Devlet Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı yapmış “yar-i vefakârı” ve “briç arkadaşı[3] Nasır Zeytinoğlu aracılığı ile Alican’ı parti kurması yönünde adeta teşvik etmiştir. 1961 seçimleri sonrası koalisyon görüşmelerinde de Gürsel, YTP lideri Alican’dan yararlanmıştır. Gürsel, YTP’nin gelişmesini çok istediği halde, beklenen gelişme olmamıştır.

 

Bu arada, sonradan AP’nin başına geçecek Gümüşpala da YTP’ye girmek istemiştir. Ancak YTP ileri gelenleri Gümüşpala’ya fazla itibar etmemiş ve kurulmakta olan AP’nin İzmir Demokratları Gümüşpala’yı partinin başına geçmesi için davet etmiştir. Gümüşpala da Gürsel’in “icazetini” aldıktan sonra AP’nin başına geçmiştir. Eski Demokratlar YTP’ye AP kadar itibar etmemiştir. Çünkü YTP’nin başında vaktiyle DP ile mücadele etmiş insanlar vardı. DP yandaşları, başlangıçta sırf CHP’ye bir denge unsuru olabileceğini düşündükleri YTP’yi “ehven-i şer” olarak görmüşlerdi. Ayrıca kamuoyunda YTP’nin Gürsel’in isteği doğrultusunda kurulduğu yolunda bir söylentinin de çıkması, eski DP’lilerin desteklerini YTP’den çekmelerine neden olmuş ve Gümüşpala liderliğinde kurulan AP’yi desteklemeleri ile sonuçlanmıştır. Gümüşpala’nın, “Benim bu partinin başında bulunmam teminattır” demesi ve Gürsel’in, cumhurbaşkanlığı konusunda kendisine en büyük rakip olarak İnönü’yü görmesi yüzünden CHP karşısında AP ve YTP’den yana tavır takınması, AP’nin ve kısmen YTP’nin gelişmesinde büyük rol oynamıştır.[4]

 

Anlaşılıyor ki, yeni dönemdeki partileşme olgusunda, eski DP oylarının, dönemin egemenleri kontrolünde, “meşru” ve “hayırlı” bir kanal olarak görülen YTP ve AP’ye akması bizzat temin edilmiştir. Bu düşünceyi pekiştirecek başka örnekler de vardır. Bu niyet ve oluşumu, o günlerde askeri öğrenci olan Emekli Tuğgeneral Sami Karamısır da hatıralarında aktarmıştır. Karamısır’a göre, 1961 seçimlerinden sonra Meclis’in açılıp açılmayacağına ilişkin tereddütlerin yaşandığı günlerde, Harp Akademileri Komutanı Faruk Gürler, Harp Akademileri öğrencilerine bir konuşma yapmıştır. Gürler, o dönemde başında devrin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay’ın bulunduğu, yarı açık, yarı gizli gayr-i resmi bir komite olan Silahlı Kuvvetler Birliği’nin (SKB) genel sekreterliğini yapmaktaydı. Konuşmasında Gürler, öğrencilerine, Meclis’in açılıp açılmayacağına dair tereddütlerin yaşandığı o günlerde yaşananları anlatmıştır. Gürler’in, Karamısır’ın da şahit olduğu konuşmasında anlattıklarına bakılırsa, SKB, seçim sonuçlarından memnun olmadığı için TBMM’nin açılmasını istememiş, yeni bir askeri müdahalede bulunmak istemiştir. Ancak, aralarında Sunay ve Gürler’in de bulunduğu SKB, bu konuda net bir karara varmak için, Cumhurbaşkanı Gürsel başkanlığında köşkte bir araya gelen devrin siyasi liderleri ile (İnönü, Gümüşpala, Bölükbaşı ve Alican) bir görüşme yapmayı düşünmüştür. SKB mensupları köşke gittiklerinde, Gürsel ve parti liderleri kendilerini karşılamış; selam faslından sonra SKB başkanı Sunay, ilk sorusunu AP Genel Başkanı Gümüşpala’ya yöneltmiş ve “Sayın Paşam, her ağzınızı açtığınızda 46 yıllık şerefli askerlik hayatınızdan söz ediyorsunuz. O kadar şerefli idiniz de siyasi parti kurup bu kuyrukları niçin başınıza topladınız”. Gümüşpala’nın cevabı ise şu olmuştur: “Aslında benim parti kurmak gibi bir niyetim yoktu. Bir gün Cumhurbaşkamınız Cemal Gürsel beni çağırdı ve benden Demokrat Partilileri toplayacak yeni bir parti kurmamı istedi, aksi halde büyük çoğunlukla Sayın Osman Bölükbaşı’nın Millet Partisi’nin iktidar olabileceğini, bunun ise arzu edilmeyen sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Bu emir üzerine Adalet Partisi’ni kurdum. Defaatla, siyasi partilere alınmayacakları MBK’nın tespit edip ilan etmesini istedim. Böyle bir yasaklamaya gidilmedi. Ben de partiye girmek isteyen herkesi almak zorunda kaldım”. Bunun üzerine Sunay, YTP Genel Başkanı Ekrem Alican’a dönmüş ve ikinci sorusunu ona yöneltmiştir: “İhtilalin anlı şanlı Maliye Bakanı siz YTP’yi niçin kurdunuz?”. Alican’ın cevabı da şöyledir: “Benim de parti kurmaya niyetim yoktu. Bir gün Cumhurbaşkanı beni çağırdı. Parti kurmamı istedi. Aksi halde, ya Bölükbaşı’nın Millet Partisi’nin ya da Adalet Partisi’nin tek başına iktidar olabileceğini, bunun ise beklenmeyen durumlar meydana getirebileceğini söyledi. Partiye kurduktan sonra ben de, partilere girmeyecekleri MBK tarafından belirlenmesini defaatla istedim. Olmayınca müracaat eden herkesi partime almak zorunda kaldım”. Bunun üzerine Sunay, Gürsel’e dönmüş ve sormuştu: “Paşam, bunlar neler söylüyorlar, söyledikleri doğru mu?”. Gürsel’in cevabı ise manidardır: “Evet, doğru söylüyorlar. Bu şekilde hareket etmemi bana Sayın İsmet İnönü telkin etti”. Sunay’ın kendisine dönmesine fırsat vermeden İnönü söz almış ve şunları demiştir: Bunlar geçmiş olaylar Paşam. Şimdi biz bütün parti liderleri ile anlaştık. Bu olanlardan en büyük zararı gören Sayın Osman Bölükbaşı’yı da kendimize sözcü seçtik. Hepimiz namına sizinle o görüşecek. Müsaade ederseniz biz bu Meclis’i çalıştırırız efendim”. Bundan sonra sözü Bölükbaşı almış ve herkesi ikna eden bir konuşma yapmış ve ardından seçimle teşekkül eden Meclis’in açılmasına karar verilmiştir.[5]

 

Yeni kurulan partilerle ilgili olarak köşkte cereyan eden konuşma çok ilginç ve anlamlıdır. Doğruluk payı ne kadardır? Bilinmez. Toplantıda hazır bulunanların hiç birisi hayatta değildir. Ancak, şu kadarı belirtilebilir ki, asker içinde yaşanan kaynaşma ve bunu durdurmak isteyen Gürsel gibi düşünen devrin seçkinleri, böyle bir yola başvurmuş olabilir. Bu konuda İnönü’nün rolünün ne olduğu soru işaretidir. AP ve YTP’nin kurulmasında ya da en azından kurulmaları ile amaçlanan şey (DP oylarının meşru bir zemine akması) konusunda, dönemin iktidar seçkinlerinin büyük rolü olduğu kesin gibidir. Dönemin başlarında orduda birtakım gruplaşmalar oluşmuştur. Bir kısmı MBK içinde olan bazı komutanlar, DP mirasçılarının bir seçim zaferi karşısında kendilerinden öç alabilecekleri yolunda büyük tedirginlik içinde hareket etmiştir. Bu tedirginlik içinde hareket eden kimi askerler, ordu içinde üst düzeydeki birçok komutanı da içeren gayr-i resmi bir komite olan SKB’de örgütlenmişlerdir. MBK’nın son aylarına doğru iktidar, MBK’dan çok, SKB’nin eline geçmiştir. Örgütlenme, askeri hiyerarşik düzene de uygun bir biçimde gerçekleştirilmiştir. Zira SKB’nin başında dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay bulunmaktaydı. Bu yüzden, Türkiye’de 1961’de ve sonrasında yer alan birçok gelişmeye bu gizli iktidar çekişmesi zaviyesinden bakılmalıdır. Yaşanan gelişmelere bakıldığında AP’nin ilk genel başkanının, DP mirasına oldukça yabancı bir insan olması da, dönemin egemenlerinin bir ürünü olabilir. Cem Eroğul’un ifade ettiği gibi, nasıl DP kurulurken başında Bayar’ın bulunması İnönü ve rejim için zorunlu bir güvence sayılmışsa, AP kurulurken de, başında Gümüşpala’nın bulunması, Gürsel için rejimin bir sigortası olmuştur.[6]

 

Kaynak: Adem Çaylak, “Türkiye’de Kemalist Rejimin Ordu ve Anayasa ile Pekişmesi ve Darbeler Arası Dönem (1960-1970)”, Ed. Adem Çaylak-Seyit Ali Avcu, Türkiye’nin Siyasal Hayatı (Ankara: Savaş Yay., 3. Baskı, 2017), ss. 436-483. Makalemizden bir kesit.  

 

 



[1]     Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Türkiye’de siyasal partilerin, Batı’da olduğu gibi işlevsel eksen etrafında toplanan çatışmalardan doğmadığı, aksine yerel (territorial) eksen etrafında toplanan çatışmalardan doğduğu belirtilmelidir. Burada işlevsel eksen, ekonomik ve ideolojik değer çatışmalarını anlatır. Yerel eksen ise, devlet yönetiminde merkeziyetçi eğilimlere karşı tepki olarak doğan çeşitli etnik, dinsel, dilsel ya da kültürel azınlıkların kendi çıkarlarını ve özelliklerini devlet içinde kabul ettirme isteklerini ifade eder. Yerel eksene, “merkez-kenar ekseni” (center-periphery axis) de denmektedir. Bkz., Ergun Özbudun, Siyasal Partiler (Ankara: AÜHFY, 4. Bası, 1983), s. 37–38.

[2]     TİP’in kuruluşu için, bkz., Mehmet Ali Aybar, Türkiye İşçi Partisi Tarihi, 3 Cilt (İstanbul: BDS Yayınları, 1988).

[3]     Bu ifadeler Toker’e aittir. Bkz., Metin Toker, Demokrasimizin İsmet Paşalı Yılları: 1944–1973, İnönü’nün Son Başbakanlığı: 1961–1965 (İstanbul: Bilgi Yayınevi, İkinci Baskı, 1992), s. 20–27.

[4]     Cihad Baban, Politika Galerisi: Büstler ve Portreler (İstanbul: Remzi Kitabevi, 1970), s. 246–249; Ayrıca bu dönemdeki partileşme olgusunda, YTP ve AP’nin Gürsel’den gördüğü müzaheret ve teşvik konusunda ayrıntılı bir çözümleme için, bkz, Celalettin Güngör, 27 Mayıs ve Partileşme Sorunu, özellikle s. 101–108.

[5]     Sami Karamısır, Türkiye’nin Siyasi Meseleleri (İstanbul: Timaş Yayınları, 1994), s. 85–87.

[6]     Cem Eroğul, “Çok Partili Düzenin Kuruluşu: 1945–1971”, Derl., İrvin Cemil Schick – Ertuğrul Ahmet Tonak, Geçiş Sürecinde Türkiye (İstanbul: Belge Yayınları, 1992) içinde, s. 138.

Kategori: Âdem Çaylak