Web Tasarım Ankara

 ÇARPIK İNANÇTAN CİNSEL TABUYA DİNDARLARIN CİNSELLİK TRAVMASI

 

 

Adem Çaylak

ademcaylak@gmail.com

13.12.2020

 

Hep düşünmüşümdür Doğu’da, Müslüman dünyanın Oidipus Kompleksi’ni inceleyen bir “Freud”nun ve cinselliğinin tarihini yazan bir “Foucault”sunun neden ortaya çıkmadığını ya da çıkamadığını. Onların yerine neden sadece “Duygu Asena”lar ve “Ali Rıza Demircan”lar gibi tipolojilerin çıktığını. “Bahnameler” ve “Itırlı Bahçe”ler geleneğinden gelen Müslüman dünyada cinsellik ve cinsel güdülerin bir “yasak meyve” bir “tabu” ve bir “suçluluk travması” haline gelmesinin psikolojik, sosyolojik ve kültürel temelleri yadsınamaz. Bunlarla birlikte, bu temellerin üzerine yükseldiği ve onların o şekilde seyretmesini temin ettiği din anlayışı, inanç yapısı ve ahlak örgüsü de ihmal edilmemelidir. Bir bütün olarak İslam dünyası ve dindarların çoğunluğu bir “imtihan” olarak görülen kadın erkek ilişkileri ve cinsellik meselesinde sınıfta kalmıştır. Kadın erkek ilişkisi ve cinselliğin neden bir imtihan olarak görüldüğü de ayrı sorundur. Bastırılmış sorunsalın yoksa imtihana gerek var mıdır? Bu durum ayrı bir tartışma konusu.  

 

Haksızlık edilmesin cinsellik sorunu sadece Müslüman dindarın değil, başka dine müntesip olup da cemaatçi ve toplulukçu kapalı bir yaşam tarzına sahip tüm inanç biçimlerindeki dindar için alt edilmesi ve üstesinden gelinmesi gereken büyük sorunsalları beraberinde getirmiştir. Dindar toplumların nazarında dini inanç ve pratikleri zayıf ya da olmayan kimi topluluklarda cinsellik doğallığı ve sınırı aşan azgınlıkta cereyan etmektedir. Bununla birlikte cinsellik dürtü ve eğilimler, dindarlık seviyesi yüksek ve dindarlık seviyesi zayıf ya da olmayan topluluklarda doğallık, iffet, itidal ve dengenin ötesinde ifrat (azgınlık) ve tefrit (bastırılmışlık) seviyelerinde pejoratif sonuçlar üretmektedir. Ayrıca dindar olsun ya da olmasın Türkiye toplumunda farklı toplumsal kesimlerden gelen insanların her biri verili bir toplumsal kültüre doğuyorlar ve içinde yer aldıkları kültürel kodlar tarafından sarmalanıyorlar. Bu durumda dindar olan ve olmayan için cinsellik, cinsel güdü ve eğilimler hala konuşulmayan birer yasak ve tabu hükmünde olduğu için gizlenen ilişkiler ağı içinde ortaya çıkan taciz türünden travmatik patlamalar her kesimde görülebiliyor. Burada odaklanacağımız konu, dini inanç ve pratikleri yüksek dindarlıkta bastırılmış cinselliğin dişil melankoli ya da eril fallik olarak ortaya çıkan olumsuz sonuçları üzerinde olacağı için, dindarlığı zayıf ya da olmayan sonsuz ve sınırsız cinsel azgınlığın yarattığı problematikler yazının kapsamı dışındadır. Bu bağlamda odaklanacağız konu da Müslüman dindarlığın yarattığı cinsel algının nedenlerini ve sonuçlarını çözümlemek olacaktır. Çünkü dindar olmayan kesimlere oranla dindar kesimlerde cinsel içgüdüleri yok saymanın, gizlemenin, konuşmamanın ve bastırmanın çarpık inanç ve din anlayışından kaynaklanan doğası ve karakteri üzerinde odaklanmak büyük önem arz etmektedir.           

 

Yasaklanmasına rağmen, yasak meyveyi yiyen ya da bilgelik ağacını tadan Adem ile Havva üryan (cinsel) yerlerini incir yaprağı ile kapattığı ve yeryüzüne gönderildiği günden beri, cinsel arzu, iştah, iştiyak ve güdüler dinlerde bastırılması, terbiye edilmesi, konuşulmaması ve aleniyet kesbetmemesi gereken yasak meyve hükmündedir. İnanç ve dinlerin kurumsallaşmasına, emretme ve itaat etme mekaniğinin kurulma ve işlevselleşmesine paralel olarak bir tabu haline gelen ya da getirilen cinsellik, içinde yer aldığı toplumsallığın kültürel ve sosyolojik kodlarına uygun bir şekilde dini anlayış, inanç yapısı ve ahlaki örgüsünün kırmızı çizgisi haline geldi. Kapalı kabile topluluklarına gelen dinler süreç içinde şehir ölçekli ve daha büyük merkezi alanlara açılsa da, dinlerin ve iktidar ilişkilerinin kurumsallaşması ve itaat pratiklerinin edinimi adına, kadın erkek ilişkileri ve cinsel içgüdüler yeni zaman ve geniş ölçekli mekanlarda soy, sop, kabile, klan, akrabalık, hemşehrilik, dini ya da sosyolojik cemaat, camia ve tarikat gibi toplulukçu yapıları içinde tabu ve yasakçı normatifliğini koruyarak bastırılan perdeler olmaya devam etti.

 

Konuşulmasının ve yaşanmasının tabu, yasak ve “günah” olduğu ya da “utanma” ve “suçluluk duygusu” yarattığı doğal cinsellik içgüdüler, geleneksel kültürel ve sosyolojik yapılarda çarpık, bozuk, taciz, tecavüz ve saldırı niteliğinde sonuçlar üretse de, “kol kırılır yen içinde kalır”, “dişi köpek kuyruğunu sallamadıkça, erkek köpek ardın düşmez”, “ayıp”, “elalem, dost düşman ne der” mantık ve korkusu üzerinden açığa çıkmamışsa da, kapalı ve bastırılan cinsel duyguların yarattığı travmatik sonuçlar,  günümüz modern, şehirli ve bilgi toplumlarında, özellikle sosyal medya ve bilgi teknolojileri üzerinden fâş oldukça yüzleşilmesi, taciz, tecavüz gibi travmatik sonuçlar üreten yapısal nedenleri üzerinde düşünülmesi ve çözümlenmesi elzem haline gelmiştir. Çünkü bugün Türkiye’de tüm kesimler, cinsel taciz ve tecavüzlerin sadece sonuçları üzerinden tartışmaktadır. Mağdur kadın ve kız çocukların konuşması, toplumsal duyarlılığın temini, gerekli idari önlemlerin alınması ve cezai yaptırımların yerine getirilmesi türünden sadece sonuçlara odaklanmak, bataklığı kurutmayacak sadece bataklıktaki “kötü” ve “olumsuz” sinekleri avlayarak, bataklığın daha da altına sinen sineklerin daha travmatik sonuçlar üretmesini ortadan kaldıramayacaktır. Kaldı ki suç oranlarının yüksekliğini gösteren istatistikler incelendiğinde, en ağır müeyyideleri uygulayan ülkelerin listelerin başlarında yer aldığı görülecektir. Yani, bir kesimin sosyal medyada, sokak röportajlarında bas bas bağırdığı gibi, meselenin çözümünün idam, kazığa oturtmak filan olmadığı gün gibi ortadadır.

 

Bilgi teknolojileri ile hiçbir şeyin gizli kalamadığı ve gerçeğin bir gün mutlaka açığa çıkma huyunun olduğu bir ortamsallıkta, son zamanlarda başkaca dünya görüşü ve topluluklarda farklı boyutlarda olmakla birlikte, ki odağımız o değil, özellikle bazı İslami, muhafazakar cemaat, tarikat ve yapılarda ortaya çıkan ve içinde meşhur aktörlerin de olduğu cinsel taciz vakalarının ayyuka çıkması, İslamcı, muhafazakar ve dindar çevrelerde cinsel içgüdü ve eğilimlerin çarpık inançtan kaynaklanan yok sayılan, susturulan, bastırılan doğası üzerinde düşünmenin gerekliliğin ortaya çıkarmıştır.

 

Belirli cemaat, tarikat, dernek, vakıf, akrabalık ve hemşehrilik gibi kapalı topluluklar içinde yaşayan ya da bireysel inanca sahip dindarların çoğunluğunun yaşam pratiklerinde cinsellik, cinsel içgüdü, cinsel eğilimler topluluk içinde doğal denge ve sınırı içinde dahi konuşulmaz ve tartışılmaz. Sanki böylesi istek, eğilim ve güdüler yokmuş gibi davranılır. Hatta bunları yaşayan ya da konuşanlar “günah işledikleri”, “ayıp ettikleri”, “kınanacak bir şey yaptıkları” türünden suçluluk duygusu yaşatılarak cemaat ve topluluk dışına itilir. İslami cemaat, camia ve tarikatların gözünde bir erkek ile kadının arkadaş olmasının, tokalaşmasının, kamusal ortamlarda dahi olsa birlikte görünmesinin “günah”, “ayıp”, “namahrem” sadedinde kaçınılması gereken tutum ve davranış kodları olarak görülmesi, inanca dayalı toplulukçu disiplin ve denetim mekanizmalarının doğal olan cinselliğin bastırılması, sakınılması ve gizlenmesi gibi sonuçları beraberinde getirmiştir. Dindarlar için cinsel konular, cemaat ya da toplum içi belirli seviyede tartışılan değil yakın arkadaş grupları içinde cinsel fantezi düzeyindeki fıkraların diline tercüme edilmekten ibarettir. Bu durum da, taşralılık, sosyolojik yapı ya da kültürel arka plan, ne derseniz deyin dindarların çoğunluğunda cinsellik ve cinsel içgüdülere dair çarpık inanç ve din anlayışından kaynaklı bir bilinç altı halet-i ruhiyesinin olduğunun göstergesidir.

 

Yemek ve içmek kadar doğal ihtiyaç ve içgüdü olan cinselliğin ve cinsel eğilimlerin belirli bir seviyede konuşulmaması, tartışılmaması, sürekli “ayıp”, “günah”, “kötü”, “sapkınlık” denilerek bastırılması, içinde yer aldıkları toplumsallıklarda ve eğitim kurumlarında dengeli bir eğitim sürecine tabi tutulmaması İslamcı ve muhafazakar dindarların çarpık inanç ve din anlayışından kaynaklı bir sorunlarının olduğunun göstergesidir. Bu inanç ve anlayış biçiminde sürekli halının altına atılan, kınanan, bastırılan ve bataklığın dibine çökertilen cinsel içgüdülerin, ortamını ve fırsatını bulduklarında Erdal Atabek’in söylemiyle, “Kışkırtılmış erkeklik ve bastırılmış kadınlık” olarak ortaya çıkması kaçınılmazdır. Başka bir deyişle, toplulukçu bir halet-i ruhiye ve davranış kodu olarak sosyolojik kapalı topluluğun baskılayan minimizasyon (inivazisyon) doğası, bireysel bazda psikolojik mastürbasyon olarak açığa çıkacaktır.

 

Daha çok geleneksel kültürel kodlar ve sosyolojik kapalı toplumsal yapılar içinden gelen İslamcı ve muhafazakar aile ve çevrelerde çarpık inanç ve din anlayışından kaynaklı çocukluktan itibaren cinsel tema ve cinsel içgüdülerin konuşulması ve paylaşılması utanılacak suçluluk duygusu üreten, ayıp, çirkin ve günah görülen bir psikolojik bastırılmış duygusu yaratmaktadır. Erkek çocuk ve gençler bu cinsel içgüdülerini geçmişte il ve ilçenin sinemalarında gizlenmişlik içinde sözüm ona giderirken, günümüzde internet, seks siteleri, sevgililik ya da başka ilişki biçiminde gideriyorlar. Çocuklarda cinsellik ve cinsel içgüdüler giderilince çözüme kavuşturulan ve rehabilite edilen bir mesele olmaktan çok, ki bunu iddia ediyor değilim, konuşulması, tartışılması, bu türden sıkıntıların paylaşılması, tabu halinden çıkarılması, bu yönde büyüklerin ve alanında uzman olanlardan yardım alınması gereken bir geçiş süreci taşır. Çünkü gizlenmiş ya da açık yollarla cinsel içgüdülerin tatmininin de, ilerde uygun ortamı bulunduğunda kışkırtılmış patlamalara yol açmayacağının garantisi yoktur. Kız çocuk ve gençlerin ise cinselliğin ve cinsel içgüdülerin birer tabu ve yasak olduğu bir toplumsal inançsal kültürde bu şansları dahi yoktur. Erkeklerin gizlenmiş cinsel giderimlerinin dışavurumu yokken, kadınların hamilelik gibi dışavurumları meseleyi daha da çekilmez hâle getirir. Bir de üstüne “bakirelik” meselesi eklendiğinde ve bu mesele namusla özdeşleştirildiğinde kız çocuklarının cinsel kimlikleriyle olan ilişkileri sistematik aşağılanmışlık hâline gelir. “Kadın” kelimesi ayıpmışçasına telaffuz etmekten kaçınılması ve yerine “bayan” gibi daha nazik olduğu var sayılan bir kelimenin kullanılması bu aşağılanmışlığın bir tezahürüdür. Aile içinde ya da yakın topluluğunda doğal, dengeli ve sınırında konuşulmayan, anlatılmayan, paylaşılmayan ve cinsel eğitime tabi tutulmayan kız çocuk ve gençlerin bastırılmış duyguları ilerde psikolojik rahatsızlıklar üretecek dişil melankoli yaşamalarıyla, erkek çocuk ve gençlerin de eril fallik patlamalarla taciz vb cinsel sapkınlıklara düçar olmalarıyla sonuçlanabilecektir.   

 

Kendi içine kapalı toplumsallıkların içinde cinsel dürtülerini saklayan ve baskılayan, cinsel duygulara ilişkin çarpık inanç ve din anlayışının baskılayan karakterinden ötürü kendini ve cinsel isteklerini ifade etmekten korkan ve gizlemeyi tercih eden dindar insanın, kentleşmenin ve bilgi toplumunun yarattığı sosyolojik mobilizasyonda karşı cinsi bir cinsel tatminasyon aracı olarak görmesi, gözetlemesi, bunu kafasından atamaması ve belirli imkan, ortam ve fırsat bulduğunda, taciz türünden cinsel eğilimler içine girmesi kaçınılmaz hale gelebilmektedir. Ayartma ya da tahrik gibi durumlar, bastırmışlığın kışkırtılmış erkeklik olarak ortaya çıkmasında bir mazeret ve meze hüviyetini geçemez.

 

Sonuç olarak kapalı toplumsal yapı ve kültürel arka plan ile çarpık inanç ve din anlayışının cinselliği ve cinsel güdüleri hor ve kerih gören ve bu yüzden de tabulaşan cinselliğin taciz gibi sonuçlarını minimize etmenin hatta travmasından azade olmanın yollarından birisi, cinsellik, cinsel güdüler ve cinsel eğilimleri tabu, günah, suç, kötü ve yanlış olmaktan çıkaracak açık, şeffaf, eleştirel, bu konuları ayıp ve günah deyip tartışmaktan çekinmeyen bir din anlayışına geçilmelidir. Dinin, cinselliği, cinsel güdüleri olumsuz göstermeyen bunları gerektiğinde aleni bir biçimde tartışan doğası ve karakterinin ortaya çıkarılması büyük önem arz etmektedir. Yine özellikle İslamcı ve muhafazakar çevrelerde hakim olan kadına bakış açısının temelden bir değişikliğe uğraması ve kadının sadece insan olarak görüldüğü bir perspektif ve davranış kodunun oluşması gereklidir. Uzmanların görüşleri çerçevesinde belirli yaşlardan itibaren çocuklara aile içinde ve eğitim kurumlarında cinsellik, doğası, karakteri vb konularda sınırları belirli, dengeli ve seviyeli cinsel eğitimler verilmelidir. Ayrıca küçüklükten itibaren bir çocuk ya da gencin karşı cinse yönelik sevgi, aşk ve tutkusunun normal olduğu, bu konularda ortaya çıkan durumlara yönelik yanlış bir şey olduğu ya da baskı türünden müdahalelerden kaçınılması ve sevginin, aşkın ve tutkunun cinsel sapkınlık olarak ortaya çıkabilecek travmaların önüne geçebilecek masumiyeti haizdir. Özellikle ergenlik evrelerinde anne baba ile çocuklar üzerinden etkili olan aile büyükleri tarafından cinselliğin ve cinsel dürtülerin doğal, zamanı gelince yaşanan bir ihtiyaç olduğunun anlatılması ve konuşulması da cinsel istek ve arzuların kötü ve yanlış duygular olmadığı, dengeli, doğal ve seviyeli bir birliktelik türüyle zamanı gelince yaşanmasının çocuk ve gençlerde yaratacağı olumlu psikolojiden de yararlanılmalıdır.

 

Bireyin sosyalleşme ve dayanışma gibi ihtiyaçlarını karşılayan cemaat tipi yapılanmalarda kişinin kimlik, kişilik ve kendilik kazanmasını engelleyen mekanizmaları ortadan kaldırmanın yolu, kişinin toplumla kurduğu ilişkinin topluluklar (cemaatler) üzerinden kurulmasının önüne geçmek, her türden cemaatçi yapıyı çözecek eleştirel, dinamik ve sorgulayıcı bir eğitim modeli sistematiği kurmak elzemdir. Bireyin dayanışma ve sosyalleşme ihtiyacının aynı soy, sop, akrabalık, etnisite, hemşehrilik, mezhep, cemaat gibi topluluklar üzerinden değil, yurttaşlık, şehirlilik ve mahallilik temelinde rasyonel ölçütlere dayalı sivil toplum gibi birliktelikler eliyle karşılanması ve bu türden birlikteliklerde kadın erkek ayırımına gidilmemesi de cinselliğin pejoratif sonuçlarından kaçınılmasında işlevselliği haizdir.

 

Doğal olan cinselliğin olumsuz sonuçlarından kaynaklı cinsel marazilerini atamamış toplumların, siyaset ve iktidar ilişkilerinde de sorunlar yaşaması mukadderdir. Doğası gereği cinsel sorunları olanların siyasal iktidar sorunlarının olması kaçınılmazdır. Başka bir deyişle, tahakkümcü, baskıcı, eleştiri ve sorgulamaya hiç tahammülü olmayan siyasal aktör ve iktidarların altı kazındığında bastırılmış cinsel sorunları ortaya çıkacaktır.

 

Ezcümle, sosyolojik olarak kapalılığın, şehre taşınsa da taşralı kültürelliğin, cinsellik ve cinsel ihtiyaçlara olumsuz bakan çarpık inanç ve din anlayışının hakim olduğu bu kültürün Öidipal Karmaşa’sını çözümleyecek ve aşacak bir Freud’un ve iktidar ve kapatma ilişkilerine kadar uzanan pek çok sorunun temelindeki Cinselliğin Tarihi’ni inceleyecek ve yazacak bir Foucault’un neden bu topraklarda çıkamadığı, çarpık dinsel inanç temelli cinsel sorunların saklanan, kınanan, yasaklanan ve tabu olan doğasından kaynaklanmaktadır. Tinsel nedenlere bir de kapalı toplulukçu yapılar ile çarpıtılmış örf, adet ve hurafelere dayalı gelenekselliğin cinsel güdü ve ihtiyaçları ayıp, kötü ve yanlış bulan baskıları da eklendiğinde, en azından cinsellik ile ilgili sorunları tabu ve yasak olmaktan çıkarıp tartıştıracak, konuşturacak ve doğal dengesi içinde eğitime tabi tutulmasına vesile olacak düşünce insanlarının çıkması zor olsa, açık açık çözümleme çabası içinde olanlar tard edilse de, içine kapalı toplulukların çözülmesine paralel olarak toplumlar ve onlara eşit ve özgür bir şekilde katılan bireyler geliştikçe ve farklılaştıkça bu tür sorunları aşmanın ümitvarlığı içinde olacağız.      

 

Kategori: Âdem Çaylak